NAVIGATION

Hiç Bir Sağlam KÖK Sınırlarla Engellenemez!

Hiç Bir Sağlam KÖK Sınırlarla Engellenemez!

Kök bir yere sabit olan bir şeydir. Sabit olduğu noktada gelişmek, büyümek, dağılmak ve sabit olduğu noktanın etrafında farklı noktalara kaymak kökün en büyük özelliğidir.

Bu yüzden kökler sınır tanımaz ve köklerin sınırı yoktur. Köksüz olan yaşam tarzı herhangi bir yerde sabit kalamayacağı için, en ufak bir dalgalanmada dağılmaya mahkumdur. Çünkü bir yer de kalmak gelişmek, kültürel düzeyde ileriye gitmek ya da bir sonraki nesli geliştirmek için mutlaka köklerin sağlam olması gerekmektedir. Gelecek olan nesillere aktarılan bilgiler, kökler sayesinde çok daha emin ve çok daha kalitelidir. Kökün yarattığı zıtlık üzerinden düşünürsek en büyük örnek göçebelerin hayatıdır. Göçebeler belli bir yerde kalamadıkları gibi her gittiği yerin kültüründen biraz alırlar ama asla kendi kültürlerini oluşturamazlar. Çünkü kendi kültürlerini oluşturabilecekleri kadar uzun bir süre bir yerde kalamazlar.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri tarafından düzenlenen ve yaratıcılık, sanat ve tasarımı bir araya getiren bir festival olan Project’04’ün bu yılki teması “Sınırlar” kapsamında Sanat ve Kültür Yönetimi bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan Kök Sergisi isimlerinin arasında; Didem Erk, Burak Kabadayı, Reysi Kamhi, Volkan Kızıltunç, Suzy Hug Levy, Pınar Öğrenci ve Volkan Parlak’ın çalışmaları 20 Mayısa kadar Santral kampüsü Enerji müzesinde ziyaret edilebilir.

Pınar Öğrenci – Yerleştirme

Öğrenciler, “KÖK” kavramına bir özneye ya da nesneye sabitlenebilen ve birliği, bütünlüğü olmayan bir çokluk olarak yaklaşıyor. “KÖK”; Ne kadar aşağıdan yukarıya bir hiyerarşik emir komuta sistemi olarak görülse de Deleuze ve Guattari ‘nin Kök-Rhizome tanımlamasına göre tersine işleyen bir düzen halindedir.

Reysi Kamhi

 

“Ağaca benzeyen, ağaçsı bir örgütlenmenin belli bir düzeni ve sırası vardır; kendi içinde hiyerarşik bir düzene sahiptir ve belirlenmiş, sabit bir temel üzerine kuruludur. Bir ağacı hayal ettiğimizde de bütün dallar tek bir gövdeden çıkar ve dışarı doğru yayılır. Öte yandan rizomatik bir yapı; kıvrımlı, doğrusal olmayan bir ağ gibidir, birleşik bir yapısı yoktur. Rizomatik bir yapının birçok başı, sonu olabilir ve karmakarışıktır.”

Suzy Hug Levy – Blowin’in the wind

Canlı formu büyüyüp ilerledikçe, kök de genişler ve yayılır. Kök; Büyüyüp, toprağın derinlerine ilerlerken, üzerindeki canlı form da yükselir. Deleuze’ün bahsettiği önemli kavramlardan biri de “yersizlik – yurtsuzluk” yani ‘göçebelik’tir. Yersiz yurtsuzluk, sistematik hiyerarşik düzenin dışında var olandır. Göçebe, sürekli bir değişimin içinde ve hareket halindedir, kurumların, hiyerarşik sistemlerin kontrolünün dışındadır. Tepeden aşağıya doğru ilerleyen hiyerarşik emir komuta sisteminden uzakta kendi karmaşık düzeninde hareket eden rizomatik yapı, yersiz yurtsuzlaştıkça daha da belirginleşir. Sergi de sanatçılar Kökün yarattığı bu zıtlık üzerinden, kendilerine çağrıştırdıklarını, bilinçaltında yatan imgelerin yüzeye çıkışına ve kökünü bulmaya odaklanıyorlar. Kök ile aile, kimlik, göçebelik – yerleşiklik ve bunun bir uzantısı olarak da yersizlik- yurtsuzluk kavramlarını vurguluyorlar.

Dolayısıyla kökümüzün olması ve ya olmaması şahsi bir tercihimizdir. Kendi kültürümüzümü oluşturmalıyız? Yoksa diğer kültürlere kendimizi adaptemi etmeliyiz?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Top